gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2016

Zayıf ve fit insanlar ülkesi Fransa

Paris'e giderseniz ve ülkeniz de standart bir kiloya sahipseniz, bilin ki siz bu güzel şehirde bir obezsiniz :)
Paris' yaptığımız kısa ziyaretimiz de gözümüze ilk çarpan şey sürekli koşan insanlar, trafiksiz yollar, bisiklet ve motorsiklet park alanları, bisiklet yolları ve zayıf ama gerçekten çok zayıf insanlar oldu.
Bir yerde okumuştum fransızların akşam yemeğini, sadece haşlanmış sebze ve bitki çayları ile geçiştirdiğini ... Ve kesinlikle öğün aralarında bir şey yemediklerini. Görünce anladım ki yazı doğruymuş. Fransa'da kilolu bir insan görürseniz bilin ki turisttir :)


Ulaşım metro ile sağlanıyor. Metro ağı  inanılmaz, otobüs neredeyse hiç kullanılmıyor, şehir bomboş görünse de aslında şehir yerin altında akıyor metrolarda... Oranın yerlileri ile konuştuğumuzda bir çok şeye çok şaşırdık.
Otopark çok pahalı olduğundan kimse araba kullanmıyormuş, bu arada arabaların çok ucuz olduğunu da belirtmem lazım. Biz de ki rakamların üçte birine, aynı arabayı almak mümkün.
Okul servisi diye bir şey yok, herkes evinin yakındaki kreş yada okullara çocuklarını yürüyerek bırakıyor ve alıyor. Sonra hızlıca metro ile işine gidiyor.

Okul servisi yok, herkes toplu taşımayı kullanıyor, bu sebeple ki trafikte yok.
Biz birinci bölgede ki bir apartman dairesinde kaldık, her yer çok yakın olduğundan genelde yürümek suretiyle her yere ulaştık, arada seyrek de olsa metroyu kullandık. Zaten her yer görsel bir şölen olduğundan yürümek istedik ve hiç bir şeyi kaçırmamak...


işte Fransa'da ki geçici evimiz 

Fransız kadınların şıklığı ise gerçekten göz kamaştırıcı. Herkesin boynunda filmlerde gördüğümüz gibi şallar, soğukta bile topuklu ayakkabılar, ince, kalın renk renk çoraplar ve kısa, sevimli etekler.
Sokaklar moda fuarı gibi :)



Her köşe başında ki pastane de, türkiye de en elit mekanlarda bile seyrek rastlayacağınız lezzette pastalar var, pastacılık bu ülkede bir sanat ve biz çok gerideyiz.
 Ve fiyatlar da şaşırtıcı şekilde uygun, çok güzel bir tek kişilik pasta için 2,5 euro yeterli , bizim paramızla bu 3.3 katı yani 8 lira demek. Ama onların parasına göre sadece 2.5 euro.
Sabah, öğlen, akşam pasta yedim, kalori falan boşverdim bu lezzetleri ülkemizde yakalamak oldukça güç çünkü.
Marketleri de çok uygun ve inanılmaz çeşitli. Orada da en uygun market Dia :)

Ev fiyatları ise Paris'te ütopik. Google dan aratın ve görün, biz rakamlara inanamadık :)

Ekmekleri de şanına layık, lezzetli ve çeşit çeşit.
Sabah çok erken kalkıp ekmek almak bahanesiyle , eşimle beraber sokakları çok turladık.



Geceleri de evde oturmak yerine, değişik bir cafe bulmak için turladık. Km lerce yol yürüdük. Bu gezinin , hazır çocuklarda yokken dolu dolu geçmesini istedik. Kardeşim de bizimleydi ama sabah ve gece gezilerimize o katılmayıp dinlenmeyi tercih etti. Biz karı -koca uçakta dönerken dinleniriz dedik :)



Cafeler her yerde. Her köşe başında, her sokak arasında. İrili ufaklı, hep dolu. Minik masalarda dip dibe oturan , sessizce konuşan, bir şeyler içen insanlar.

Eller de hep çiçekler, güller. Bir buket gül, 3 euro olunca sevgiliye çiçek almak ne kolay diye düşündüm :) Düşünsenize gül buketi ve çikolata aynı para :)


Genelde çok kibar ve sevimliler. Daha yolun başındayken bile yol veren arabalar, kibarca rica eden insanlar ve sürekli selamlaşma. Hava da uçuşan bonsuvar, bonjurlar.

Metrolarda yaşlılara yer vermek Paris de de standart bir şey.
Metro ve rer ağı için ayrı bir post yazsam yeridir, o kadar çok ağ birbirine bağlı ki ilk önce adapte olmakta zorlanıyorsun ama metro haritasını okumayı öğrenince neden insanlar hep metroyu tercih ediyor anlıyorsun. Her yere ulaşmak çok kolay ve bizim ki gibi yerin bilmem kaç m altına inmiyorsun. Şehirin hemen altında.

Tabi müzeler, onu ayrı bir postta yazıcam.
Bir çok müze ve yeri gezdik, Louvre müzesi, eyfel kulesi, D'orsay müzesi, Askeri müze, notre dame , sacre coeur bazalikası, rodin müzesi kısmen, zafer takı, sen nehri, aşıklar köprüsü vs



19 Aralık 2015

Hezarfen Ahmet Çelebi'nin izinden ...


Nadirdir hafta sonumuz boş olsun :)
Boşsa da itina ile doldurulur :)
Geçtiğimiz hafta sonunda, bulduğumuz boşluğu en güzel şekilde değerlendirmek, hem fotoğraf çekip hem de galata kulesinin tarihini solumak ve bu arada hazarfen ahmet çelebi ile ilgili konuşmak için galata kulesine gittik. 
Arabamızı sahile bıraktıktan sonra ara yollardan galata kulesine yürüdük ki bu galata kulesini gezmek kadar keyif veren güzel bir deneyimdi. Eski şık evler, restore edilenler, edilmeyenler bir yanda sevimli butik kahveciler, minik dükkanlar ve yokuşun sonundan tüm ihtişamı ile çarpıcı Galata Kulesi ...




Uzun bir sıra bekledikten sonra , asansör ve akabinde iki kat merdiven çıkarak kulenin tepesine vardık ama kesinlikle beklemeye değiyor onu söylemeliyim...
İstanbul'un eşsiz manzarasında ilk uçan insan , Hezarfen Ahmet Çelebi hakkında konuştuk biraz... Kısa bilgi Burada ... Okumak istersiniz belki... Yok okumayacağım izleyeyim derseniz Burada



Manzaraya doyduktan ve bol bol fotoğraf çektikten sonra yine aynı güzel yollardan dönüşe geçtik... 
Tarih ve manzara dolu bir gün için kesinlikle Galata Kulesi ...


Sapanca Gölü, Kartepe ve bir tutam Maşukiye

Ne zamandır Maşukiye'ye gitmeyi istiyordum ancak araya başka tatiller girdi hep, bir türlü gitmek kısmet olmadı.
Ta ki kuzenlerim hadi Maşukiye'ye gidelim diyene kadar. Bir kaç hafta sana uydu bana uymadı, çocuk hasta, hava soğuk gezilir mi ki acabadan sonra nihayet büyük gün geldi ve şükür Maşukiye'ye gittik :)
Ancak benim için ve hatta hepimiz için bir hayal kırıklığı oldu Maşukiye. Biz orman içinden geçeceğimiz patikalar , yaprak toplama, derelerden hoplama ve doğa ile bütünleşeceğimiz bir yer beklerken, daha çok sabah serpme kahvaltı ve öğlen alabalık yenilen derenin uzunluğunca  bir restaurant dizisi bulduk Maşukiye de ...
Toplam 15 dakika sonra sıkıldık ve ne yapalım diye düşünürken kendimizi birden Kartepe yolunda bulduk. 10 km kadar yol aldık ve ilk karı gördüğümüz yerde durakladık. Tepeye ulaşmak için 7 km daha gitmemiz gerekiyordu ama amaç tepeye ulaşmaktan ziyade eğlenebileceğimiz bir yer bulmaktı ve gördüğümüz bu ilk yokuş bize çok cazip geldi. Hemen yokuşun kenarında on liraya kızak kiralanıyordu, oradan kiraladığımız kızaklarla kaydık. Yanımızda getirdiğimiz termoslardaki çayları içtik, sıcak çay ve kar çok keyifli geldi. Kalabalıkta her şey çok güzel oluyor tabii , bunu da eklemem lazım :)







Bir kaç düşme vakasından ve kara doyduktan sonra hadi dedik bu kadar kayak yeter ve sapanca gölüne inelim ve kısa bir yokuş inişinden sonra göle vardık.
 Daha önce defalarca gittiğim sapanca gölü yine çok güzeldi. Her mevsim güzel zaten... İstanbul'a bu kadar yakın bir güzellik mutlaka görülmeli özellikle sıcak havalarda tadına doyulmuyor. Kışınsa Kartepe'den daha soğuk bunu eklemem lazım :)






Göl kenarında biraz yürüyüş yaptıktan sonra çok acıktığımızı farkedip hemen orada ikamet eden bir arkadaşımdan aldığım tüyo ile belediyenin tam karşısındaki Eker Lokantasına gittik.
Çeşitlilik, servis hızı, dolu dolu tabağı ve lezzet olarak gerçekten ününü hakeden bir mekan. İkramları da bizi ayrıca mutlu etti bunu da eklemeliyim, tahinli kabak tatlısı efsane :)
Bu keyifli ama uygun fiyatlı yemeğimizden sonra trafiğe kalmamak için çok gecikmeden istanbula yola çıktık. Ve tabii trafiğe yakalandık :))
İstanbul'dan avmlerden sıkılanlar için, haftasonu  güzel bir seçenek Kartepe-Sapanca ikilisi , tavsiye edilir ...

1 Kasım 2014

Şipşak Bursa

Aslında hiç Bursa'ya gidelim diye bir planımız yoktu, tamamen spontan gelişti her şey :)
Bir iş gezisi için babamız Bursa'ya gidince biz de müsait olunca, takılıverdik babamızın arkasına... Yani atladık biz de arabaya desek daha doğru...
Bir çok kez gittiğim ve çok sevdiğim Bursa'ya bu sefer en çok teleferiğe binmek için gittik aslında... Bir kaç kere binme teşebbüsümüz oldu ama  :) ya teleferik henüz kullanıma açılmamış tadilattaydı ya da başka bir takım sorunlar oldu...

Ama bu sefer başardık, binmeyi :)

Tüm gece teleferiğe binme hayaliyle tutuşan Murat pek bi korktu. Uludağ'a çıkarken de, inerken de elimizi tuttu. Sessiz ve korku dolu gözlerle etrafı izledi ...

İnince de ' Bir daha Bursa'ya gelmeyelim anne, burası çok sıkıcı. Ben hiç sevmedim burayı ' gibi bin türlü bahane uydurdu. Maksat bir daha teleferiğe binmeyi engellemek :)))


Ömerse giderken o kadar heyecanlı olmamasına rağmen, teleferikte çok heyecanlandı ve çok sevdi... Tabi bu biraz da yaşının verdiği bir olgunluk... Eşim ve ben de çok keyif aldık , her anı fotoğrafladık ve teleferik maceramızın tadını çıkardık.


Çıkışta tabi ki Bursa ritüellerimizin hepsini olmasa da bir çoğunu yerine getirdik :)
Kozahan'a gittik. Ulu camiyi gezdik. Köfteci yusufta köftemizi ve ekmek kadayıfımızı yedik.
Bursa sokaklarında gezdik. 


Kısa ama keyifli tatilimiz güzel bir arabalı vapur macerası ve kısa bir araba yolculuğu ile tamamladık... Hava da soğudu :( Bir müddet ara vericez bu şehir dışı kaçamaklarına... Ama belli mi olur, rüzgar sürükleyiverir belki yeni maceralara :)

11 Ağustos 2014

Karadeniz kazan biz kepçe


Sümela
Yalıköy,
Trabzon,
Samsun,
Terme,
Çorum,
Hattuşaş,
Fatsa,
Görele,
Maçka,
Ordu,
Perşembe,
Bolaman,
Çal mağarası,
Yazılı kaya

Ve tabi KTÜ, sevdiceğimle yollarımızın kesiştiği okulumuzu gezdik,
velhasıl durmaksızın gezdik...Aslında planda Çorum yoktu ama bir baktık Çorum'dayız :) Orayı da severek gezdik...


 Çocuklar çok yürüdüler, çok gezdiler ve de çok yoruldular :) Bazen mızır mızır şikayet ettiler, bazense burada kalalım diye ısrar ettiler.
Fındık topladık, o yörenin en güzel lezzetlerini tattık, misafirlik yaptık, gönül aldık, tarihi, turistik ne varsa görmeye çalıştık, eski dostlara uğradık, denize girdik ama hiç dinlenmedik... :)



Su gibi geldi geçti 8-9 gün ve yine gittiğimiz keyifle evimize döndük ... Uzun tatilimizin sonunda anladık ki evimizi çoook özlemişiz... Şimdi evimizin keyfini sürüyoruz...


8 Ağustos 2011

İstanbul akvaryum


Evden çıkarken aslında istikamet,turkuazoo idi.Yolda karar değiştirdik hadi dedik bu sefer yeni açılan istanbul akvaryuma gidelim.İyi ki fikir değiştirmişiz.
Açıkçası beklediğimden çok daha güzel bir akvaryumla karşılaştım.Bir hikayesi olan,cezbedici,eğlenceli ve görselliği en üst seviyede bir yer olmuş istanbul akvaryum.Harcadığınız zamanı gittiğiniz trafiği ve verdiğiniz parayı tamamen hak ediyor.
Turkuazoo dan çok üst seviye de diyebilirim.



Akvaryumu gezmemiz 2,5 saat kadar aldı,gezerken farkına bile varmadık bu 2,5 saatin.Oldukça kalabalıktı da ama mekanın büyüklüğünden midir bilmiyorum pek rahatsız etmedi kalabalık.Kendimizi kalabalığın akışına bıraktık.Gemi güvertesi,çeşitli denizlerdeki balıkların ayrı bölümleri,istanbul boğazındaki balıkların olduğu bölüm,natiulus,tünel,yere yansıtılan deniz görüntülerinde emekleyen ,yere yatan çocuklar en çok aklımda kalanlar.Gerçekten ambiyansını verebildikleri yağmur ormanı ile son noktayı da koymuşlar.


İki oğlumda cama yapışık gezdiler akvaryumu.Muratın çığlıkları ve mutluluğu ayrıydı ama...Eşimle bizde çocuklar gibi şen gezdik :) ...


Biz gerçekten çok beğendik,son zamanlarda yaptığımız en eğlenceli geziydi.Tavsiye ediyoruz...

25 Temmuz 2011

İğneada...sezon adı altında her şey mübah mantığı





İşe her yerde devam kumsalda bile...Bir saniye esin, şu eft yi yapmam lazım :))







Son anda yapılan bir plan,rezervasyon yapılan eli yüzü düzgün apart,ananeyide yanımıza alarak çıkılan eğlenceli bir yolculuk...Buraya kadar herşey çok güzeldi ama iğneadaya varıp da rezervasyon yaptırdığımız apartın başkasına verildiğini öğrendiğimiz hayal kırıklığı ve ne yapıcaz şimdi arabadaki iki çocukla düşüncesi berbat...
Nasıl bir zihniyet böyle bir şey yapabilir bilmiyorum,telefonda konuştuğum kişi bir de utanmadan istediğiniz yere şikayet edin falan dedi.Kızdık ,telefondaki kadına söylendik ama nafile yapacak bir şey yoktu yer aramaktan başka...Sevgili ne bekliyorsun altı üstü apart dese de...Birazda olsa sözünde durma, işinde profesyonellik bekliyorum sonuçta iki çocuğumla geldiğimi biliyordu apart sahibi ...
Üç koca saat boyunca gezdik iğneada sokaklarında,tek tek sorduk pansiyonlara ,otellere.Bir
tanecik oda bulduk otelde,annem ve eşim aynı odada kalamayacakları için vazgeçtik.
Apartlara da baktık tek tek,kömürlükten bozma yerin altında bir oda ve mutfak tuvalet bulduk bir tek .Ve tabii tutmadık ama günlük fiyatını yazmasam olmaz 60 tl :) Hem de kömürlüğe,tepede bir küçük penceresi olan bir yere :)
Herkesin dilinde bir sezon lafı,sanırım temmuz demek oranın yerlileri için gelen tatilcileri kazıklamak demek.
Sonra emlakçıdan bir dubleks bulduk ve geceliğini ederinin iki misline tuttuk,bir kaç günlüğüne küçük bir servet ödedik.Bile bile ...Başka şansımızda yoktu...Orada tanıdığımız, kaldığımız sitedeki kısa süreli komşularımız inanamadılar,ödediğimiz rakama.Ama yapıcak pek de bir şey yoktu,ya geri dönücektik yada herşeye rağmen tutacak ve tadını çıkaracaktık birkaç günün...Bizde öyle yaptık...
Deniz kumsal güneş herşey çok güzeldi.Sabah 10 akşam 6 bazen 7 ye kadar denizdeydik.Yüzdük,eğlendik gezdik.Çok keyif aldık.Annem mutfağı yenilenirken tatile çıkmakta biraz tereddüt etsede ,bizimle birlikte keyifli ve bol denizli günler geçirdi.
Murat su kuşuymuş onu anladım,sudan ve denizden uzaklaştırdığımız anda kıyamet kopuyordu.
Ömer bu sefer havuz da değil de denizde yüzdü.
Eşimle ben de uzun zamandır yapamadığımız şeyi yaptık beraber
yüzdük :)
Ev arama stresini saymazsak çok keyifli bir tatildi...
...

Dönüş yolunda edineye de uğradık...Hem ciğer yiyelim dedik meş
hur kazım&ilhan ciğercisinde hem de selimiyeyi görelim,çarşı pazar gezelim diye...
İyi de yapmışız ,ciğer nefisti.Benim gibi ciğeri çok seven biri için,cennetti edirne diyebilirim
Tüm ayrıntılar fotoğraflarda ...






Anne kayumu da çek

Anane kucağında uyumak ne keyifli

7 Temmuz 2011

Kreşsiz hayat bana pek bir zor...



Ömer yaz tatili nedeniyle kreşe 2 ay ara verdi.Önce yazın da yaz okulu şeklinde kreşe devam etse mi diye düşündüm ancak,temmuzda tatil planımız olduğundan ve en sevdiği arkadaşları da yaz tatili nedeniyle ara verdiğinden böyle olmasının daha doğru olacağını düşündüm eşimde destekledi.Şimdi iki bebem bir de ben evdeyiz.
Sabah bir koşuşturma ile başlıyor gün,kahvaltıda iki oğlumun da gönlünü yapmak zor.Biri kahvaltı bulmacı istemez diğeri her sabah special şeylere alışkın.
Bir şekilde kahvaltı öğününü atlatınca ömerin sıkıldım ben anneleri başlıyor.Dışarı çıkıyoruz biraz geziniyoruz civarda,dedesinin dükkanında oyalanıyoruz.Sonra öğle yemeği saati geliyor,yine aynı sıkıntılar.
Ve öğle uykusu günün en sevdiğim saatleri yani :)
Uyanınca bu sefer meyve ve yoğurt saati, akabinde muratın uykusu.
Yok akşam yemeği....Bla bla bla...

Günler böyle ,otomatiğe bağlanmış gibi gitmekte.Ömer kreşten ayrıldı ama hayat bana zorlaştı.İki kere yoruluyorum her şeyde.
Buna da şükür sağlıkları sıhhatleri yerinde ya bu bile yeter...

Tatile gitme zamanı da yaklaşıyor ama ben ikisiyle tatil nasıl olur kara kara düşünmekteyim.
Ya kavanoz mamalarını doldurup,bodrumda herşey dahil sistemine dahil olucam.
Yada apart tutucam alaçatıda ,3 öğün yemek yapıcam ve bebelerimi ellerimle beslicem ama böyle bir tatilde evden daha çok yorulurmuşum gibime geliyor.
İki çocukla denize nasıl giricez da ayrı bir muamma :)
Galiba pek de giremicez yada sevgili ile dönüşümlü giricez.
Bir deneme yaptık günübirlik ama annemde vardı :) O deneme sayılmıyor bu nedenle :)

Ama öyle yada böyle tatile gidicez ve eğlenicez benim niyetim bu :))))

26 Mayıs 2011

The picnic


Yaz geldi,nihayet ...Gözümüz yollarda kalmıştı :)
Hava sıcak olunca ,her bir çimen parçasını gördüğünde ömerin aklına piknik gelir oldu.O standart bir türk :)
Geçtiğimiz cumartesi karar verdik pazar nezahat gökyiğit botanik bahçesine pikniğe gidelim diye.Pazar sabah erkenden kalkıldı,kahvaltı yapıldı.Anne gözlemeleri yaptı,götürülecek her türlü mamayı hazırladı.
Sonra yere serilecek örtüler,çocukların uyumaları durumunda üstüne serilecek örtüler ,baş koyacak yastıklar,muratın yedek kıyafetleri,ömerin yedekleri,murata oyuncak,ömer için top,piknik masa sandalyesi,yedek çöp torbaları,bebek arabaları ve tabii çocuklar...
Tüm hazırlıklarla ilgilenen bendim tabii.


Hazırlanmayı bitirince ki bu öğlen 1 i buldu.Bindik arabaya doğru botanik bahçesine,gittik ve sürpriz ! botanik bahçesinin otoparkı ataşehirin içindeymiş artık.Elimize verdiler karışık bir harita,bul bulabilirsen.Gittik sorduk soruşturduk bilen yok,gösterilen yere 100 m belki ama
bulamadık.Döne döne sorduk ama bir bilen yok :)
Bizde bastık gaza ,şileye vardık :)Bir mesire yeri bulduk yada ama mesire yeri demeye bin şahit lazım orman gibi.Girişte verilen para nereye gidiyor meçhul.
Güzel bir orman diyelim biz...


Güzelce pikniğimizi yaptık,ömer babasıyla top oynadı,murat hipnotize olmuş gibi göğe uzanan ağaçları izledi.Üç ila dört saat göz kapatıncaya kadar geçti.
Oğullarım çayır çimene doydu,tabii bizde.
Eve döndük tüm eşyaları arabadan eve taşıdık,resmen taşınıyormuşuz hissiyatı içindeydim...

Oturduk ki bir baktım ki dizimde bir siyah nokta ,yaklaşınca malumunuz kene ile karşılaştım.Önce bir panik yaptık,sonra yok yok istanbulda hiç sorunlu bir durum olmadı dedik.Sonra gene panik olduk biz doktora gidince çocuklara kim bakacak diye,annem düğünde babam dükkanda, kız kardeşim ise kapadokyadan dönüş yolunda .
Neyse annemi aradık o ilk taksiyle geldi babam da dükkanı kapadı.Sorun çözümlendi,
Hemen hastaneye gittik,kene çıkarıldı.Doktor teskin etti bir sorun olmaz diye,sonra tahliller yapıldı doktor gene teskin etme durumunda :)
Yarım saat sonra sonuçlar iyi çıktı ve biz evimize döndük.
Sanırım uzun bir zaman pikniğe gitmek istemiyorum,yine kene yapışırsa ,doktorlar vs gözümde büyüyor.
Bir müddet sadece ananemin bahçesinde piknik yapıcam sanırım...Yaşasın ananemin bahçeli evi :)

17 Nisan 2011

Veni vidi...

Amacım fotoğrafçılık fuarını güzelce gezmek ve objektif bakmaktı.Hazır gitmişken kırtasiye fuarını da gezicektik tabii,eşimin işi dolayısıyla...
Fotoğrafçılık fuarı düşündüğüm gibi hobi ve meraklılarından ziyade bu işi yapan fotoğraf stüdyosu sahipleri için daha uygundu.O anlamda gelişmiş tüm teknoloji ve yeniliklerin hepsi vardı ama benim gibi yeni bu hobiyi edinmek isteyenler için çok yetersizdi...Tabi bu benim fikrim :)
Kırtasiye fuarına ise hesapta eşimin işi için uğrayacaktık ama fuarı gezince ben tek kelime ile herşeye ba-yıl-dım.Çok güzeldi çok...
Her kesimden fuar ziyaretçisi için herşey düşünülmüştü.Bir-iki saat kadar kaldık ama ben orada da yatabilirdim :) Yurt dışından gelmiş hobi kitapları, her türlü objeler,belli başlı markalara ait kırtasiye ürünleri ve herşey...Çok güzeldi.


10 Aralık 2010

Bir izmir yaptık ama nasıl gittik geldik bir de bana sorun...


Hem iş hem de özel bir sebeple izmire gittik geldik ama 4 aylık bir bebe ile ne zormuş araba ile uzun yola çıkmak hele gece olunca...
Giderken sabah erken çıktık,anne hazırlamıştı börekleri, kekleri bilumum tüketilebilecek mamaları.Yol boyunca sürekli açık büfe tıkındık durduk :)


Gün ışığında güle oynaya ,kafamıza esen her yerde dura dura ,9 saatlik izmir yolunu biz yaptık 11 saat :)


Sevgili işini halletti .Halletmemiz gereken diğer işi yaptık.
Sevgilinin çocukluğunun geçtiği evi ziyaret edip çıktık yola ama bizim yola çıkışımız akşam üstü 5 buldu,yani tam hava karardığı zaman.
Sevgili bir an önce eve varmak için bastı gaza,biz 11 saatte gittiğimiz yolu döndük 7 saatte...
Tabii araba karanlık olunca, fazla da mola vermeyince murat çok bunaldı yolculuktan.Arabayı durdurup ufak molalarda ,dışarı çıktığımızda murat gayet süt limanken ,arabaya bindiğimiz ve motor çalıştığı anda başlıyordu huysuzluğa.
Eşim ön taraftaki lambayı iptal edip ,arkadaki lambayı yaktığında bir nebze rahatlasa da lati-lokum , huysuzluğu bizi çok yordu.
Baktım olmuyor emzik yerine beni kullanmasına izin verdim,oto koltuğundan kaldırmak çok tehlikeli olsa da göze aldım artık.
Saatlerce emzirdim desem hiç de abartmış olmam.
Nihayet saat gece 10 gibi uyudu ,bende rahat bir nefes aldım.Sonrasını bende hatırlamıyorum zaten gözümü açtığımda koşuyolundaydık.
Çok zordu çook yolculuk.
Karar verdim ,yaza tatile gittiğimizde kesinlikle arada bir yerlerde konaklayıp 5 saatten fazla uzun yola çıkarmayacağım muratı,dayanamıyor lokumum.
Ömerse kocaman olmuş daha da hissettim şehirler arası yolculukta,uyudu,bizimle sohbet etti,arabalı vapurda gezdi.

İzmir yolculuğunun keyfini en çok o çıkardı...

20 Mayıs 2010

Pazar gününün adını değiştirsek,yeni adı piknik günü olsa :)

Bir ilk, çimlerde çıplak ayaklı bir ömer,hemde ağlamadan :))

Her pazar piknikteyiz.
Bazen kahvaltı akabinde ,bazen kahvaltı için.
Bazen çekirdek aile havasında,bazen anneler teyzeler kuzenlerle en kalabalığından.
Güle oynaya ,istanbulun bilumum piknik mekanlarında ,ama illa içinde parkıda olana.
Bazen zeytinyağlı yaprak sarmalarla böreklerle ,bazense sadece birkaç kahvaltılık ve simitle.
Cumartesi ne kadar geç yatılırsa yatılsın,anne rakkasa eğlenmeye bile gitse kızkıza yada baba geç saatlere kadar çalışsa.
Ama illa her pazar PİKNİK GÜNÜ :))
Ömerle babası çimlerde koşup top oynarken benim yiyeceklerimizi hazırlamamda en büyük keyfimiz :)

10 Mayıs 2010

iyi olduk ,kendimizi gezmeye vurduk :)

Ömer toparlanınca hadi dedik betüllere gidelim hem kaanı görür oynarız hem de betülün muhteşem mamalarından yeriz.Aslı ile efeyede söyledik.Onlarda ok ledi ve çıktık yola, başladık sohbete muhabbetli bir şekilde.
Biz aslı ile muhabbet ederken bir baktık ki bizim oğlanlarda sohbet halinde :)
Bu kadar büyüdü mü bunlar,bağımsız sohbet edecek kadar dedik.Mevzuu ise lamba ,
ö-Efe gördün mü lambayı tamir ediyorlar
e-hangi lambayı?
ö-Göremezsin artık geride kaldı,geçtik biz ...



Gittik ,saldık bizim yaramazları bizde kendi muhabbetimize daldık ama üç erkek çocuk uslu dururlar mı ?Tabii ki hayır.
Ufak tefek geçimsizlikler ,camdan araba atmalar ,koşuşturmalı ve boool gürültülü ama o kadar hızlı ve eğlenceli geçen bir gün oldu bizim için.
Ömerin üstünde hala hastalığın izleri olduğundan biraz çekimser ve daha az hareketliydi oğlum.

Betülün yaptığı halley pastasını hep bir ağızdan üflediler defalarca:)

Pazar günü anneler günü ,önce anneler günü trafiğini gerçekleştirmek lazım.Kayınvalidem ,teyzem,ananem ve anneme gittik hediyeleştik.Kısa sohbetlerle keyiflendik.
Öğlen uykumuzu alır almaz da kendimizi kırlara vurduk.Babamızla top oynadık ,çok mutlu olduk.


Akşam hava kararırken istemeye istemeye evimize geldik.
Galiba sadece hastane ziyaretleriyle geçen geçtiğimiz 2 haftanın acısını çıkarttık :))


21 Mart 2010

Baharın ilk pikniğine gittik ...

Ömerin piknik boyunca keyfine diyecek yoktu.

Elimizde börek ,ordan oraya koştuk :)

Bende bugün bir ilki gerçekleştirdim ve sevgilim kahvaltıyı hazırlarken ,yaprak sarma yaptım.Daha önce de sarmıştım ama hep annemle.
Bu sefer tamamen benim emeğim.Görüntü pek parlak olmasa da lezzet süperdi .Gerçi lezzetin kötü olma ihtimali yaprak sarmada pek yok,asma yaprağının lezzeti herşeyi kurtarıyor.

Sarma bitmeye yakın fotoğraflamak aklıma geldi :)
Pikniklere bayılıyorum artık sezonuda açtık :)


James bondum ve babasının kucağında piknik yapan junior ....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...