yaşama dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşama dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2016

33. diş

Ömer'in damağında dişinin arka tarafında, damağın da kabarık bir sertlik olduğunu farkettik, bir kaç hafta evvel. Önce belki geçici bir iltihaplanma vardır diye düşünüp bir süre bekleyelim dedik ve geçmeyince tatlı dişçimiz Nadya'dan randevu aldık. Randevumuz şansımıza , yurt dışına gitmeden bir gün önceye denk geldiği için bir takım araya sıkıştırmalarla gittik ve tabi koşturarak.
Nitekim iyi ki gitmişiz ve ertelememişiz, çünkü biliyorum bu mevzu tüm gezimiz boyunca kafamı kurcalayacaktı.
Ömer'in seyrek olsa görülen bir 33. dişi varmış. Doktorumuz nisan ayına kadar beklememizi, diş çekilebilecek gibi olunca onu çekeceğini söyledi.
Biz de gönül rahatlığıyla tatile gittik ve döndük.
Şimdi damaktan çıkacak dişimizi bekliyoruz , tatlı dişçimiz Nadya'yı görmek için :))




12 Ocak 2016

Servis annesi esin

Bu kavram, bu yıl ilk defa annelik görevlerimden biri haline geldi.
Bu zamana da kadar servisle giden, gelen çocuklarımı annem yada babam - Allah rahmet eylesin.-  karşılardı. Ben de güvenli ellerde olduklarını bildiğimden, okul çıkışlarında arkadaşlarımla takılabilir, alışveriş yapabilir ya da özel derse gidebilirdim. Sabahları ilk derslerimi boşa çıkarmak koşuluyla, boş günümü feda etmezdim . Bir de boş günüm olurdu yani :)
Tabi kız kardeşimin ve erkek kardeşimin bebekleri olmasıyla bu lüksüm tarihte kaldı. Annem artık ya kız kardeşim de ya da erkek kardeşim de...
Tabi bendeniz de servis annesi olarak, sabah çocukları okula yollayıp koşarak okula gidiyor ve çıkışta koşarak eve geliyorum. Hayatım iki servis arasında :))
4.30 itibariyle evde olmak zorundayım. Ömer eve geliyor, 5.30 da da murat ... Yemek , ödev vs derken alışveriş, bakım, arkadaşlarla kahve sohbetleri şimdilik çok uzak.




Bildiğin servis anasiyım ve de kendime ayıracağım vakit pek az be blog...
Ama tabi bu da geçici bir süreç her şeye rağmen sağlığımız ve beraberliğimiz için şükrediyorum...

24 Aralık 2015

b.ktan sebep :p


Büyüdü bunlar, artık rahatım demem için en büyük sebep gerçekleşti bugünlerde...
Murat'ın artık tuvalette bana ihtiyacı kalmadı :))
Yuppppiii...
En çok da avm lerde zorlanıyorduk ...
Buraya da not düşmüş olalım.
Yarın öbür gün murat bunu okuyunca , 'yok artık anne ' derse hiç şaşırmam :)))

Fotoğrafta pek güzeliz di mi :)

23 Aralık 2015

öyle bir olgunluk ki ,

Önce kesin
karar ver, sonra söz ver dedi Ömer bana bugün...
Bir kaldım önce, ne diyor diye düşündüm :)
Bana minik ders veriyor :)

Geçende ona söz vermiş ancak sonra, başka plan yapıp sözümü tutmamışım. Söz verdiysem kararımı değiştirmem doğru olmazmış. Bunu daha önce bir kere daha yapmışım. Bu davranışımı değiştimem gerekiyormuş...

Bazen Ömer kuzum bana ebeveynlik yapıyor :)))

19 Aralık 2015

Hezarfen Ahmet Çelebi'nin izinden ...


Nadirdir hafta sonumuz boş olsun :)
Boşsa da itina ile doldurulur :)
Geçtiğimiz hafta sonunda, bulduğumuz boşluğu en güzel şekilde değerlendirmek, hem fotoğraf çekip hem de galata kulesinin tarihini solumak ve bu arada hazarfen ahmet çelebi ile ilgili konuşmak için galata kulesine gittik. 
Arabamızı sahile bıraktıktan sonra ara yollardan galata kulesine yürüdük ki bu galata kulesini gezmek kadar keyif veren güzel bir deneyimdi. Eski şık evler, restore edilenler, edilmeyenler bir yanda sevimli butik kahveciler, minik dükkanlar ve yokuşun sonundan tüm ihtişamı ile çarpıcı Galata Kulesi ...




Uzun bir sıra bekledikten sonra , asansör ve akabinde iki kat merdiven çıkarak kulenin tepesine vardık ama kesinlikle beklemeye değiyor onu söylemeliyim...
İstanbul'un eşsiz manzarasında ilk uçan insan , Hezarfen Ahmet Çelebi hakkında konuştuk biraz... Kısa bilgi Burada ... Okumak istersiniz belki... Yok okumayacağım izleyeyim derseniz Burada



Manzaraya doyduktan ve bol bol fotoğraf çektikten sonra yine aynı güzel yollardan dönüşe geçtik... 
Tarih ve manzara dolu bir gün için kesinlikle Galata Kulesi ...


Sapanca Gölü, Kartepe ve bir tutam Maşukiye

Ne zamandır Maşukiye'ye gitmeyi istiyordum ancak araya başka tatiller girdi hep, bir türlü gitmek kısmet olmadı.
Ta ki kuzenlerim hadi Maşukiye'ye gidelim diyene kadar. Bir kaç hafta sana uydu bana uymadı, çocuk hasta, hava soğuk gezilir mi ki acabadan sonra nihayet büyük gün geldi ve şükür Maşukiye'ye gittik :)
Ancak benim için ve hatta hepimiz için bir hayal kırıklığı oldu Maşukiye. Biz orman içinden geçeceğimiz patikalar , yaprak toplama, derelerden hoplama ve doğa ile bütünleşeceğimiz bir yer beklerken, daha çok sabah serpme kahvaltı ve öğlen alabalık yenilen derenin uzunluğunca  bir restaurant dizisi bulduk Maşukiye de ...
Toplam 15 dakika sonra sıkıldık ve ne yapalım diye düşünürken kendimizi birden Kartepe yolunda bulduk. 10 km kadar yol aldık ve ilk karı gördüğümüz yerde durakladık. Tepeye ulaşmak için 7 km daha gitmemiz gerekiyordu ama amaç tepeye ulaşmaktan ziyade eğlenebileceğimiz bir yer bulmaktı ve gördüğümüz bu ilk yokuş bize çok cazip geldi. Hemen yokuşun kenarında on liraya kızak kiralanıyordu, oradan kiraladığımız kızaklarla kaydık. Yanımızda getirdiğimiz termoslardaki çayları içtik, sıcak çay ve kar çok keyifli geldi. Kalabalıkta her şey çok güzel oluyor tabii , bunu da eklemem lazım :)







Bir kaç düşme vakasından ve kara doyduktan sonra hadi dedik bu kadar kayak yeter ve sapanca gölüne inelim ve kısa bir yokuş inişinden sonra göle vardık.
 Daha önce defalarca gittiğim sapanca gölü yine çok güzeldi. Her mevsim güzel zaten... İstanbul'a bu kadar yakın bir güzellik mutlaka görülmeli özellikle sıcak havalarda tadına doyulmuyor. Kışınsa Kartepe'den daha soğuk bunu eklemem lazım :)






Göl kenarında biraz yürüyüş yaptıktan sonra çok acıktığımızı farkedip hemen orada ikamet eden bir arkadaşımdan aldığım tüyo ile belediyenin tam karşısındaki Eker Lokantasına gittik.
Çeşitlilik, servis hızı, dolu dolu tabağı ve lezzet olarak gerçekten ününü hakeden bir mekan. İkramları da bizi ayrıca mutlu etti bunu da eklemeliyim, tahinli kabak tatlısı efsane :)
Bu keyifli ama uygun fiyatlı yemeğimizden sonra trafiğe kalmamak için çok gecikmeden istanbula yola çıktık. Ve tabii trafiğe yakalandık :))
İstanbul'dan avmlerden sıkılanlar için, haftasonu  güzel bir seçenek Kartepe-Sapanca ikilisi , tavsiye edilir ...

13 Ekim 2015

Uşak, pamukkale yol üstü keyiflerimiz

Aslında iki çocukla yapılacak bir tatil değil bizimkisi. Çılgın cesaretiyle yaptık bu işi galiba.
Bu sefer daha önceki tatillerimize göre daha uzun süre kalmaya ve tatili planlamadan yola çıkmaya karar verdik. 
Sadece bookingden dalyan da üç günlük bir otel rezarvasyonu ve uşakta kaplıcalara girmek için bir günlük otel rezarvasyonu yaptık ve düştük yollara.
Önce kütahyadan geçeceğimiz için, orada küçük bir mola verip evimize ve sevdiklerimize güzel çini tabaklar aldık. Şehir merkezine girmeden porselen ve çini satılan bir bedesten var fiyatlar da inanılmaz uygun. Hatta iki sene evvel yine gittiğimizde o kadar çok şey almıştım ki bu sene sadece bir iki parça ile yetindim :)

Sonra yeniden düştük yollara, istikamet eşimin kaplıca sevdası yüzünden uşak ...
Gitmeden açıkçası, tatil programına katmakla acaba doğru mu yaptık dediğim uşak ili, gezince iyi ki geldik dediğimiz bir il oldu. 
Navigasyon aletini şehre girmeden uşak arkeoloji müzesine ayarladık ve ilk istikametimiz Karun'un Hazineleri oldu. Müze kartınız varsa ücretsiz giriş yapabildiğiniz bir müze burası. (Müze kart gerçekten bu tatilimizde elimiz ayağımız gibiydi.)
Arabada yolculuk yaparken gezmeden bir bilgi sahibi olalım diye ayrıntılı bir tarihini okumuştum. Bu arada ilginç bir hikayeye de rastladım. İnsanoğlu çok ilginç bir tür ...

 Müze sonrasında karnımız acıkınca, ulu foursquare sorduk buranın en güzel mekanı neresi diye, o da bize Şişko çöp şiş restaurant dedi. Biz de sözünü dinledik ve mekana gittik. Şansımıza restaurantın tam yanına asfalt döküldüğünden uzun bir yolu yürümek zorunda kaldık. Değdi mi derseniz eh işte derim. Evet temiz bir mekan ama uşağın en iyi mekanı olacak bir lezzet göremedim açıkçası. İstanbul da sokakta gördüğünüz herhangi bir çöp şiş mekanı gibi hepsi bu.


Müze, üstüne yemek derken üstümüze bir ağırlık çökünce hemen rezervasyon yaptırdığımız, Kayağıl termal tesisleri spa merkezi ne geçtik ve 1+1 şeklindeki apartımıza geçtik.Geniş ve ferah bir aparttı bu , özellikle her odanın kendine özel devasa balkonu bizi bizden aldı. Fiyatı da son derece uygun. Biraz dinlenip tv seyrettikten sonra yine odamızda oturamadık ve uşak şehir merkezine tekrar indik. Uzun zamandır görmediğim arkadaşım Ebru ile buluştuk, hem de kendi açtığı şık cafesi Vanilla patisserie de. Arkadaşım ebru il dostluğumuz Ömer ile Pelin'in oyun grubu yıllarına dayanıyor. 7-8 yıl öncesi yani. Uzun zamandır görüşmemiş olmamızında verdiği bir özlemle, çok güzel dizayn ettiği mekan da uzun uzun sohbet ettik. Keyifli bir sohbetin ardından geçici evimize döndük.


Gezip tozmaktan ancak ertesi sabah kaplıca keyfini sürebildik. Her odaya özel büyük küvetleri ile termal tesis de toplu havuzlara girmeden keyif yapmak mümkün. Çocukları kaplıca suyuna sokmak istemedim çünkü sıcak kaplıca suyuna, bence sağlıklı çocukların girmesine gerek yok. Alacakları bir fayda yok bence hatta olumsuz da olabiliceğine dair bir kaç yazı okumuştum. Ama biz erişkinlerin ufak tefek rahatsızlıkları için olabilir, tabi keyfinden bahsetmiyorum bile. Çok çok güzeldi :))

Odamızda kaplıca keyfinden sonra karnımız acıkınca , hemen toparlandık ve yine foursquare ye sorduk, o da bize Tarhana baba yı önerince istikametimiz belli oldu.
Bu bizim çocuklar için bir ilk oldu onu da belirtmeliyim, kahvaltı da tarhana çorbası hem de acı :)) Gerçekten Tarhana babanın çorbaları söylenildiği kadar var. Çok yoğun ve farklı bir lezzeti var. Çok beğenince tüm ailemize hediye olarak aldık.
Karnımız doyunca Uşak'la vedalaşıp düştük yolllara.
Bu sefer yolumuz hep gitmek istediğim bir yer olan Pamukkale'ye doğru.
Pamukkale gerçek söylenildiği kadar güzel ve kalabalık bir yer.Her milletten, dünyanın her yerinden insan var ama en çok çekik gözlüler :)
Pamukkale de konaklamadık, çünkü o gün giriş yapmamız gereken dalyan da bir rezervasyonumuz vardı.



Yine gelmek ama bu sefer uzun uzun kalmak fikri ile pamukkaleden ayrıldık...
Bir kaç saatlik bir yolculuktan sonra Dalyan'a vardık. Navigasyon ile otelimizi bulduk ama bir hüsran oldu biz de çünkü oteli pek beğenmedik.
Eşyalarımızı otele koyup Dalyan merkezi keşfe çıktık... Dalyan'ı bir sonra ki yazımızda anlatayım...


7 Ağustos 2015

Oyuncak kavgasını nasıl çözümledik

İkinci çocuğum olacağı fikrine alıştıktan sonra, ilk düşündüğüm şey kardeş kıskançlığı ile nasıl başa çıkacağım oldu. Malum aralarında sadece üç yaş olacaktı ki bu ikiz gibi büyümeleri için geç, Ömer'in kardeşine abilik yapması içinse çok erkendi.
Herkes 'Aralarının üç yaş olması ne güzel ,beraber büyür giderler' desede tecrübe ettim ki bu iş hiç de öyle olmuyor.
Kıskançlık ciddi bir sıkıntı.
Hamile iken bu konuda o kadar çok insanla konuştum ki tatmin edici bir cevap bulamadım, sarıldım kitaplara orada da anahtar babında bir şey yoktu. Bir sürü güzel mantıklı cümle vardı ama hiç biri benim bu kıskançlık sorunu ile nasıl başa çıkabilceğimle ilgili net bir cevap vermiyordu. Hatta pedagoğa bile gittim.

Bir gün aslında hep bildiğim ama birinden duymam gereken şeyi ilkay söyledi bana...
' Ömeri bol bol öp esin, bu yeterli 'dedi  ilkay...

İlkay diyorum ama siz aslında onu kurabiyegiller diye blogundan, bugünse instagramda daydreamsbymeri ismiyle tanıyorsunuzdur zaten... Tanımıyorsanız hemen tanıyın, çünkü tanıdığım en şahsına münhasır insandır kendisi :)

Neyse mevzuya döneyim, muratın ilk doğduğu günler, canım annemin de desteğiyle yani Murat'a bakması ve ömerle başbaşa anne-oğul vakitleri geçirmemiz için zaman tanımasıyla , ilk ayları atlattık. Tabii atlattık dediğime bakmayın sürüyle şey oldu ama hepsini sevgi, öpücükle hallettik. 

Ama Murat, Ömer'in oyuncaklarıyla oynamaya başlamasıyla evde ki iki erkek çocuk sendromumuz tavan yaptı. Nesense, çocuklardan biri bir oyuncak aldığında en kıymetli o olur ve de diğeri o oyuncak için ağlar.
Bu konuda ne yapacağıma dair hiç bir fikrim yoktu, küçüğün ilgisi değiştirme vs gibi bin türlü oyunlar yaptık ama uzun vadede bu çözüm olmuyordu. Bir kural bulmak bu durumu o kural çerçevesinde çözmek gerekiyordu. 
Bir gün yine böyle bir kriz anında dedim ki oyuncağa ilk kim dokunursa o oynayacak, diğeri ilk dokunan gönlü ile bırakana kadar bunu kabul etmek durumunda...
Amerikayı yeniden keşfetmedim elbet ama böyle bir öneri okumamıştım, belki siz okumuşsunuzdur . Kısa sürede kural evde kabul edildi ve yıllardır işliyor :)))

Çocuklar kuralları seviyor, hatta olur da sen bir şekilde kuralı esnetirsen sana bir şişşşşşt kural ne oldu diyebiliyor...

Bir de su içme ile ilgili bir kuralımız var ki bunu zaten biliyorsunuzdur :)
 Biz de genelde şöyle bir kural vardır , Su küçüğün diye... Önceleri bunu uyguladık ama baktım ki bu kural pek işlemiyor bazen küçüğü yada büyüğü sırf diğeri su istedi diye o da içmek istiyor ve aslında susadığı falan yok. Bu durumdan tabii büyüğü hep muzdarip oluyor, çok susasa da su hep küçüğün.

Bir gün nette gezerken baktım ki, su islama göre ilk isteyene veriliyor. Olay küçük ya da büyük olayı değil.
O günden beri suyu ilk kim istedi ise ona veriyorum, böylece su sorununu da çözmüş olduk.
Yine çok takdir göre basit kuralımız bu :)))







21 Mart 2015

Tatlı bir sömestir kaçamağı, Maritim Pine Beach'te ...



 Babamız bir iş için Antalya'ya gidince, biz de hazır sömestir tatilindeyken babamıza katılmaya karar verdik. Murat'ın orta kulak iltihabı olması bile bizi engellemedi hatta...

Çok keyifli bir tatil geçirdik, şansımıza kışın en soğuk günleri olmasına rağmen yumuşak ve ılık bir antalya karşıladı bizi.
Deniz ve açık havuz keyfi hariç bir tatilde yapılabilecek herşeyi yaptık. Gittiğimiz otel Maritim Pine Beach gerçekten ününe layık bir oteldi. Hem personeli ,hem hizmeti, hem de açık büfe lezzetleri gerçekten çok güzeldi. Ama en çok çocuk dostu bir otel olması hoşumuza gitti.



Kuzularım otelde Pino Kids Club'ta çok eğlendiler.
Öğretmenleri ve yapılan etkinlikleri çok sevdiler, neredeyse tüm tatili çocuk club da geçirdiler. Biz de eşimle işinden kalan vakitlerde beraber takıldık. Biraz sudan çıkmış balık gibi olduk gerçi her türlü aktiviteyi çocukla yapınca , çocuksuz biraz bocaladık :)
Kış olduğu için normal de çok büyük olan çocuk alanları kapalıydı, yazın otelde çok çok daha güzel bir tatil olacağına eminim...


Sadece çocuklara değil, gençlere yönelik de etkinlik alanları var otelde.
Orada hatta ben de ömerle beraber oynadım. Bir nevi survivor yaptık ömerle :)



Her güzel şeyin olduğu gibi bu tatilin bir sonu vardı elbet ve istemeye istemeye istanbula döndük... Ama ilk fırsatta Maritim Pine Beach e gidip , gerçekten layıkıyla tadını çıkarmak istiyorum otelin ve yazın ...


1 Kasım 2014

Şipşak Bursa

Aslında hiç Bursa'ya gidelim diye bir planımız yoktu, tamamen spontan gelişti her şey :)
Bir iş gezisi için babamız Bursa'ya gidince biz de müsait olunca, takılıverdik babamızın arkasına... Yani atladık biz de arabaya desek daha doğru...
Bir çok kez gittiğim ve çok sevdiğim Bursa'ya bu sefer en çok teleferiğe binmek için gittik aslında... Bir kaç kere binme teşebbüsümüz oldu ama  :) ya teleferik henüz kullanıma açılmamış tadilattaydı ya da başka bir takım sorunlar oldu...

Ama bu sefer başardık, binmeyi :)

Tüm gece teleferiğe binme hayaliyle tutuşan Murat pek bi korktu. Uludağ'a çıkarken de, inerken de elimizi tuttu. Sessiz ve korku dolu gözlerle etrafı izledi ...

İnince de ' Bir daha Bursa'ya gelmeyelim anne, burası çok sıkıcı. Ben hiç sevmedim burayı ' gibi bin türlü bahane uydurdu. Maksat bir daha teleferiğe binmeyi engellemek :)))


Ömerse giderken o kadar heyecanlı olmamasına rağmen, teleferikte çok heyecanlandı ve çok sevdi... Tabi bu biraz da yaşının verdiği bir olgunluk... Eşim ve ben de çok keyif aldık , her anı fotoğrafladık ve teleferik maceramızın tadını çıkardık.


Çıkışta tabi ki Bursa ritüellerimizin hepsini olmasa da bir çoğunu yerine getirdik :)
Kozahan'a gittik. Ulu camiyi gezdik. Köfteci yusufta köftemizi ve ekmek kadayıfımızı yedik.
Bursa sokaklarında gezdik. 


Kısa ama keyifli tatilimiz güzel bir arabalı vapur macerası ve kısa bir araba yolculuğu ile tamamladık... Hava da soğudu :( Bir müddet ara vericez bu şehir dışı kaçamaklarına... Ama belli mi olur, rüzgar sürükleyiverir belki yeni maceralara :)

24 Ekim 2012

Özet geçeyim bunca olanı...




 Bu yaz adamakıllı şöyle bir hafta, on gün tatile çıkamadık ama ufak ta olsa tüm tatil fırsatlarını değerlendirdik. Hatta eşimin iş için gittiği Eskişehir , bizim için tatil mekanı oldu.
Takıldık babamızın peşine...



Babamız çalışırken iki kuzumla ben karış karış gezdik eskişehir'i.
Sazova parkı, Odun pazarı, Kurşunlu külliyesi, Porsuk çayı ...vs vs ...
İyi ki gitmişiz Eskişehir'e...Çok sevdik, çok beğendik özellikle Sazova parkını, korsan gemisini, masal trenini ve masal şatosunu...




                Hatta doyamadık, bir fırsat olsa yine gideriz Eskişehir'e :)




Erkek kardeşimi evlendirdik bu arada...
Kına için ankaraya gittik geldik ,15 gün sonra İstanbul'da düğün yaptık.Son derece koşuşturmalı bir süreçti ,düğünün akabinde o hızlı tempodan sonra boşluğa düştüm resmen :))
Küçük ama sevimli ve tabii çok hareketli bir tekne düğünü oldu kardeşimin düğünü.



Abiye ben ,spor sevgili :)

Bol bol gezdik tabii, sosyalleştik sinema, tiyatro, kahvaltı vs vs geçti gitti bir koca ay...

10 Mayıs 2011

35taşınmaömermurathastalıknikon

Taşınma olayını nihayet sonlandırdık,açılmayan koli ,yerleşmeyen aksesuar,yerini bulmayan ıvır zıvır kalmadı.Her bir şey yerinde.
Deniz manzaramız annemlerden alışık olduğum bir manzara olduğundan beni çok da etkilemese de eşim ve cümle arkadaşlarımız çok beğendi.

35 oldum ...Cahit Sıtkı ya göre yol yarısı :) Ben yol yarısına bir 5-10 sene daha var diye düşünerek kendimi avutuyorum.Yaş aldıkça, yaşlılık diye tabir ettiğim yaş aralığı ileri gidiyor.Önceleri 50 den sonrası bana yaşlı gelirdi,şimdiyse 70 yaşlı demek için uygun bir rakam gibi geliyor :)
Bu seneki doğum günüm en orjinaliydi,çünkü 23 nisanda yani doğum günümde taşındım :)
Mecbur minik partimi 1 hafta sonra koliler içinde yaptık :)


Bu sefer çok yoruldum evi yerleştirirken ,muratın orta kulak iltihabı+broşioliti de tuz biber oldu.3 ayrı antibiyotik kullandık,antibiyotik yazmayan doktorumuz muratın bir türlü geçmeyen hırıltıları ve kulak ağrıları nedeniyle kutu kutu yazdı ilaçları.
Çok şükür atlattık ...

Şimdi keyifli keyifli evimize alışmaya çalışıyoruz,ömerin daha önceki taşınmamızda ki yaşadığı alışma süreci gibi bir durum olmadı,direkt ısındı eve.Tabii ananeye bu kadar yakın olmamızın da bunda etkisi çok.


Dedenin dükkanının önünde komşu çocukları ve kuzenlerle bol bol oynuyor ömer,tabii kreşten vakit oldukça :)

Murat ,minik yavrum dişleri ile pek bir meşguldü ,hastalıklarından kalan vakitler de.4 tane incimiz var artık.
Tembel tombalağım nihayet 9 aylıkken emeklemeyi başardı :)


Ben de bu kadar hastalık taşınma vs içinde kendimi 3-5 saatlik sıkıştırılmış bir nikon fotoğrafçılılk seminerine attım.Öğrencilik günlerime döndüm.Ama bu seminer pek de yetmedi bana şu muratım yaş alsın,daha uzun süreli ve daha verimli olacak bir kursa gitmek istiyorum ,bakalım...

13 Şubat 2011

Nihayet geçtik...

Az evvel hazırladığım muhallebi ile murat 6 ay 10 günlükken ilk ek besinini almış oldu.Biraz geciktim ama bu gecikme de sebep muratın anne sütü ile gayet güzel kilo alıyor olması ve biraz da üşengeçliğim.
6 aydan itibaren bebeklerin anne sütüyle yeterince beslenemediğini bilmesem belki de biraz daha da gecikirdim.
Şimdi iki danam içinde ayrı ayrı mamalar hazırlamak durumundayım :)

Artık bugün gidip , doktorumuzun tavsiye ettiği kaşık mamasını alalım ve başlayalım dedim sevgiliye.
İkea ve forumdaki alışverişlerimizden sonra, gezdiğimiz üç büyük marketten ,hiç ummadığım birinde hipp in pirinçli ,organik ,şekersiz muhallebisini bulduk.Karaborsa sanki muhallebi,her marka var hipp yok :)
Büyük bir hevesle akşam hazırladım muhallebiyi ve babasının kucağına kurulmuş yogi bear ımıza yedirmeye başladım ve orada kaldım gerisi gelmedi.Toplam yediği muhallebi miktarı bir yemek kaşığı bile değildir eminim.
Bu hep böyle mi oluyor?
Bu ikinci çocuğum ama sanki beynime biri format atmış,3 yılda herşeyi unutmuş gibiyim.
Umarım yediği muhallebi miktarı giderek artar.Yarın meyve püresi ve yoğurda da başlayacağım.Hadi hayırlısı...

.....

Moralim çok bozuk ,çok üzgün ve keyifsizim bu aralar.
Nasıl oyalarım kendimi dedim ve gittim kendime kumaş aldım .
Ne yapacağım meçhul öyle duruyorlar.Bulundukları yeri şenlendiriyorlar renkleriyle şimdilik ...
Acaba mutfak masasına örtü mü diksem yoksa ömerin odasına sevimli bir kırlent mi ?

3 Ocak 2011

2011 de... Hepsi oluverse...


Muratın yarım saatlik toplamda 2-3 saati ancak bulan gündüz uykularının her biri 2 saate çıksa mesela...

Ömerin kreşe gitmek istemiyorum ben, murat ve senle evde kalıcam ısrarı kırılıverse...

Sevgilinin hafta içi saat 10 lara kadar süren iş temposu aynı kazançla saat 7 de bitiverse...

Alalı 2-3 ay olan dikiş makinemin kullanım klavuzunu okumadan kullanmayı hemen öğreniversem...

Evim hiç dağılmasa dağılsa da kendi kendine toplanıverse...

Hep pasta börek yapsam yemek yapmaya hiiiç gerek olmasa,tüm besleyici A-B-C-B6 vs vs vitaminleri pasta börekten alsak...

Çamaşırı makineye atsam, sonra yıkanıp, kuruyup, ütülenip direkt çekmecelere giriverse ben hiç yorulmasam....

2011 de...Hepsi oluverse...

Son maddelerde biraz abartmış olabilirim :)


29 Aralık 2010

Evde kurabiye, kek yapınca ev sanki daha bir ev...


Akşam 10 da ömer dedi ki "Anne unuttuk bugün kurabiye yapıcaktık."
Unutmamıştım oysa ki yorulmuştum ve ertelemiştim,sonra yaparız demiştim aklıma her geldiğinde.
Ama ömerin o istekli ,nasıl unuttuk biz ifadesini görünce sildim tüm yorgunluğu kafamdan ,ömerle giriştim kurabiye yapımına.
Ömer nasıl heyecanllı ilk kez yapıyormuşuz gibi halbuki kaçıncı kurabiye maceramız :)
Ben yoğurma ve açma işini ,ömerse şekillendirme işini üstlendi.
Sonuç güzel ve şirin bir sürü minik zencefilli bisküviler...
Vee mis gibi bir koku.
Nasıl güzel bir koku,ev sanki daha bir ev,daha bir sıcak, daha bir keyifli...
Çok seviyorum evde kek pişsin, kurabiye pişsin,börek pişsin ,ev güzel kokularla dolsun.Her bir köşe de tezgahta,fırında,dolapta güzel mamalar olsun.
Beraber yapalım ,emeğimizi gülerek eğlenerek yiyelim.
Ömer ,ben, sevgili belki yakın bir zamanda muratta :)
Sohbetle, gülerken daha da tatlanıyor sanki herşey.

16 Kasım 2010

Mutlu bir bayram dilesek size...


Öncelikle size tadına bayıldığımız çikolatalardan ikram edelim...
Lati lokumum ve peter panımla sizi çok öper, bayramınızı kutlarız...

13 Kasım 2010

Niyet brunchtı ama :)


Üç ebebeyn, iki erkek çocuk, bir bebek...
Yarım yamalak yenen bir kahvaltı,oyuncak kavgaları,bol gürültü,iki arada bir derede içilen bir kahve, işte küçük bir ziyaretin en kısa özeti...
Popomuz yer görmese de güzeldi...




8 Kasım 2010

Zorluk neymiş bugün gördüm desem


Yoğun iş temposundan dün akşam eve gelmeyen sevgili,beni iki tane ilgi, özen ,sevgi bekleyen ,farklı kategorilerde yer alan canavarlarla başbaşa bıraktı.
Gece emzir ,uyut ,yatır ,çişe kaldır,tekrar emzir ,alt değiştir ,gene emzir derken sabah oldu.
Meğer sevgili ne çok alırmış üstümdeki ağır yükü...

Sabah bir yandan kahvaltı hazırlayıp bir yandan muratın gönlünü eylemeye çalışırken,babam aradı.Kızkardeşimin zehirlendiğini ,evde yatak döşek yattığını ve annemin onun yanına gittiğini,bugün gelmeyeceğini söyledi.Akabinde de haftada iki gün bana temizlik vs için gelen ayferin kızının ateşlendiğini öğrendim telefonda, o da gelemiyordu bugün bana.

Kaldım mı gene iki afacanla başbaşa.Evde almış başını gidiyor tutamıyorum.

Bir de sağlık ocağına gitmem lazım,illa bugün gelin denildi,bebeğin sağlık ocağında kaydı olması gerekiyormuş.Ama bebek arabası ,sevgilinin arabasının bagajında.Mecbur giydirdim danaları ,biri kucağımda biri eteğimde çıktık yola.

Bindik taksiye, iki durak mesafede ki sağlık ocağına gittik.İşimizi halletik.Dönüşte yürüyelim dedim ama benim max boyutlarındaki murat efendi ile çok zor oldu.Kolum düştü resmen.

Eve geldik binbir zahmet,bu sefer de önce evi topla,çamaşır yıka, ömerin banyosu ,yok yemeği ,yok aktivitesi derken öğlen 3 oldu.
Aktivitesiz de olmuyor,anane ile hergün birşeyler yapıyorlar.Resim ,fon kağıdı ile kes yapıştır vs.Şimdi anane de yok iş başa düştü.
Bizde aktivite olsun diye supangle yaptık beraber bugün :)Supanglemizi yedik ömeri uyuttum.Murat bu arada ne yapıyor derseniz yavrucak,oyun parkındaki kediyle aguluyordu :)

Şimdi ayağımda uyuyan muratla yazıyorum bu postu :) Kolumda hala tutmuyor :))

20 Ağustos 2010

Öğleni kaybettim


Günler ardarda geçiyor uyanıyorum sabah ve hemen akşam,öğleni kaybettim.
Sevgilinin ısrarı üzerine 40 günümüzü hep beraber annemde geçiriyoruz,ben evde tek kalınca endişeleniyor çünkü.
Muratın doğumunun akabinde ömer bronşit olduğundan ömeri ananesine gönderdim.Evde muratla tek kaldım ama sevgili hiç rahat edemedi.
Benimde işime geliyor böylesi ,ömerle ilgilenecek bir dolu insan,akşam iftar yemeğini yada sahuru ve hatta ömerle bana gün içinde yemek hazırlayan bir annem var :)
Sadece muratla ilgileniyorum ,gerçi bu bile büyük bir iş.
Altı ,üstü ,sütü,gazı ,uykusu derken günler hızla geçiyor.
Ömerinse günü gününe uymuyor ,bir bakıyorsun muratın üstünden atlayıp çekyattta zıplıyor yüreğimizi ağzımıza getiriyor.Bir bakıyorsun "Anne şu murata baksana ,gene süt istiyor " söylemleriyle son derece duruma umarsız...
Hızla geçip gitmekte günler...

2 Ağustos 2010

Üç kişilik çekirdek ailemizin son günü bugün...


Yarın itibariyle dört kişilik ,bana göre kocaman bir aile olucaz.
Bir yenidoğan ,bir 3 yaş ve anne -baba olarak...
Biraz korkuyorum ,ömere her zaman gösterdiğimiz sevgi ve özeni gösterememekten ,onu üzmekten.
Muratın en çok ihtiyaç duyduğu anne kokusu ve sevgisini olması gerektiği gibi verememekten.Muratın sağlığından sıhhatinden.

Ömeri pedagoğa götürüdüğümüzde ,pedagog ömer konusunda çok şanslı olduğumuzu ve bir çok anlamda yaşının üstünde olduğunu söylemişti.
Ama benim için çok kaygılı bir annesiniz.Bence siz bu kaygılarınızdan kurtulmaya çalışın ,yoksa çocuklarınızıda etkiler, diye eklemişti.Gülmüştüm çıkışta.
Ama düşününce,hele bu son günlerde , kaygılıyım evet ,çok hemde .Ama ben anneyim,kaygısız anne var mı hiç ,aman sende diyen...
......
Sabırsızım da yeni bebeğimi göreceğim için,onu kucağıma alacağım için ,onun hızlı büyümesini bir mucize gibi izleyeceğim için .
Çok karışığım anlayacağınız :)

Kaygı dolu ama heyecanlı ,mutlu ,ömeri üzmeden, muratı ihmal etmeden ,sevgiliyi eksiltmeden gelecek günleri ve yarını bekliyorum...
Yarın bir kere daha ANNE oluyorum...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...